Zihni Ve Kalbi Necasetten Uzak Durmalıyız

Edebiyat Evi | Kt Sanat ve Edebiyat Platformu, iir, makale, hikaye, deneme, serbest ks

1. Zihni Ve Kalbi Necasetten Uzak Durmalıyız

Bismillahirrahmanirrahim

“Allah, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı...” (Bakara, 173)

 

Haram sadece tabakta değil; bazen bir mısrada, bazen bir ekranda, bazen de bir klavyenin ucundadır.

Bu ayetler sadece sofralarımıza çekilen bir sınır değil, ruhumuza vurulan bir mühür, zihnimize örülen bir kalkandır. Biz bu ayetleri okumadan evvel bile fıtratımıza kodlanmış olan o tiksinti, aslında Rabbimizin bizi her türlü "pislikten" (necasetten) koruma iradesidir. Sadece tabaktaki eti değil; ekrandaki vahşeti, şiirdeki karanlığı ve ruhu emen o manevi leş kokusunu da bu ayetlerin ışığında yeniden düşünmeliyiz.

Bu ayetlerin sadece ölmüş hayvan etiyle ilgili olduğunu düşünmek, büyük bir yanılgı değil midir? İster hayvanın leşi olsun ister insanın; ölüm ve kan üzerinden kurulan her türlü meşru olmayan ilişki ruhu kirletir. Rabbimiz, hizmetimize verdiği hayvanlar üzerinden aslında bizi ıslah eder. Henüz canı burnundayken, nefes alıp verirken bir canlıyı boğazlamak; yaşamı hazmedemeyip cana kastetmek ne büyük bir zulümdür! Bedenden canı çıkarmanın ağırlığını idrak edemeyen klavye katilliği veya ekran vahşeti, aslında soyutun somutlaşmış halidir.

Korku filmlerindeki o kan donduran, aklı baştan alan iğrenç sahneleri gördüğümüzde yüzümüzü çeviriyoruz. Göz kameralarımızın o sahneleri kaydetmesine, kulaklarımızın o feryatları duymasına tahammül edemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki bunlar şeytanın ayak izleridir. Bizi kendi cehennemine çekmeye çalışan, Allah’ın haram kıldığı ve zerre faydası olmayan bu işlerden kendimizi soyutlamalıyız.

Mesele sadece film veya dizi değil; şiirlerin arasına gizlenmiş leş kokan mısraları ve kan izlerini görmek de aynı derecede tiksinti vericidir. Ayetler bize zihinlerimizi kirletmemeyi emrediyor. Leş ve kan, nerede olursa olsun aynıdır. Bunu reddetmek, nefsin ve şeytanın peşinden gitmektir.

Ameliyathanelerde canı cana katmak için ter döken doktorlarımızı düşünelim. Onlar da kanın ve ölümün eşiğindeler; fakat onları diğerlerinden ayıran yüce bir amaçları var. Yaşatmak. Onların ellerindeki kan necis bir vahşetin değil, şifaya vesile olmanın izidir. Onlar acziyetlerini bilerek Allah’a sığınır, ölümü değil hayatı kutsarlar.

Oysa bazı senaristler ve şairler, eserleriyle insanlığı kurtarmak yerine leş ve kan yolculuğuna hizmet ediyorlar. Oysa asıl olan; halka hizmetin Hakka hizmet olduğu bilinciyle hareket etmektir.

Doğada rızkı için bir leşi parçalayan yırtıcı hayvanın mücadelesi kendi âleminin bir kuralıdır. Ancak biz insanoğlu; kalemimizle, kameramızla veya hırslarımızla yarattığımız o vahşet sahneleriyle ruhumuzu lekeliyoruz. Ayet-i kerime akıtılmış kan necistir buyuruyor. Biz bu necaseti zihnimize akıtarak kendi cehennemimize yakıt mı hazırlıyoruz? Önümüzde inci, zümrüt ve yakut gibi tertemiz hakikatler dururken neden karanlığa talibiz?

Leş ve kan nerede olursa olsun haramdır. İster bir şiirin mısrasında akıtılsın ister bir film karesinde gösterilsin; biz bu kirliliğe şahitlik etmek istemiyoruz. Ayet var, hüküm açık: Dönüş ancak Allah’adır.

Dilerim ki bu mübarek Ramazan ayı, tüm leş ve kan ritüellerinin son bulduğu; vicdanların uyandığı, kanın vahşetle değil canla ve merhametle tazelendiği bir dirilişe vesile olur.

"Onlar ki, faydasız boş şeylerle (lağv) karşılaştıkları zaman, vakarla (oradan) geçip giderler." (Furkân, 72)

 

Vesselam.

"Rabbimiz! Gözümüzü haramdan, zihnimizi nifaktan, kalbimizi ise her türlü manevi necasetten muhafaza eyle. Bizleri bu mübarek ayın hürmetine; baktığı her yerde Seni hatırlayan, işittiği her seste Senin hikmetini arayan ve dokunduğu her gönle şifa olan kullarından eyle. Kalemimizi Hakkın hizmetinde, kelamımızı ise Senin rızanda sabit kıl. Amin."